Cumhuriyetimizin 103. Yılında
Eşitlik, Demokrasi ve Kadının İnsan Hakları

Nazan Moroğlu, LL.M.

Cumhuriyetimizin 103. yılını kutlarken, Cumhuriyet ile başlayan bu tarihi dönüm noktasının, laik demokratik hukuk devletinin ve kadın erkek eşitliğinin kazanımları ışığında değerlendirilmesinin gerekli olduğunu düşünüyorum. Çünkü eşitlik, özgürlük kazanıldığı anda tamamlanan bir süreç değildir. Gerçek eşitlik ve özgürlük, kazanımların bilincinde olmak, geri adımların farkında olmak ve haklara sahip çıkmak için mücadele etmekle mümkün olabilir.

Türkiye’de “egemenlik kayıtsız, şartsız milletindir” ilkesini devlet yönetimine yerleştiren Cumhuriyet devrimleriyle ‘ümmetten ulusa, kuldan eşit yurttaşa geçişin ve demokrasinin’ yolu açılmıştır. Yaşamın her alanında yapılan devrimlerle, devletin laik hukuk temelinde yapılandırılması ve toplumun çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırılmasının adımları atılmıştır. Atatürk, “saltanatın korkuya, Cumhuriyetin fazilete” dayandığını; “saltanatın toplumsal eşitsizlik, Cumhuriyetin eşitlik, fırsat eşitliği ve kadın erkek eşitliği” demek olduğunu vurgulamıştır.

Cumhuriyetin ilk yıllarında birbiri ardına çıkarılan devrim yasalarıyla, eğitim ve hukuk birliğinin, toplumsal, siyasal, kültürel hakların ve ekonomik kalkınmanın temelleri atılmış, kadın erkek eşitliği temel ilke olarak benimsenmiştir. 5 Şubat 1937 tarihinde 1924 Anayasasının 2. maddesinde yapılan değişiklikle “Türkiye Devleti, Cumhuriyetçi, milliyetçi, halkçı, devletçi, lâik ve inkılâpçıdır. Resmî dili Türkçedir. Başkenti Ankara şehridir” şeklinde düzenlenmiştir. Laiklik ilkesi demokrasinin ve kadın haklarının güvencesidir.

Cumhuriyet,  aynı zamanda bir kadın devrimidir.

Atatürk,  “Milletimiz güçlü bir millet olmaya azmetmiştir. Bunun gereklerinden biri de kadınların ilim, irfan sahibi olarak her konuda yükselmelerini sağlamaktır” sözleriyle kadınların güçlenmesini çağdaşlaşmanın merkezine koymuştur. 

Henüz Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi (1948) ve Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW-1979) gibi uluslararası sözleşmelerin dünya gündeminde bile olmadığı bir dönemde, Türkiye’de doğrudan kadın haklarına yönelik devrimlerle eşitlik ve demokrasi yolunda kararlı adımlar atılmıştır. 

 Eğitimde eşit haklar

3 Mart 1924 Tevhid-i Tedrisat Kanunu ve 1924 Anayasamızda temel eğitimin kız ve erkek çocuklar için zorunlu ve devlet okullarında parasız olduğu kabul edilmiştir.

Yurttaş olarak eşit haklar:

17 Şubat 1926’da kabul edilen ve 4 Ekim 1926’da yürürlüğe giren Medeni Kanun ile kadınlar, 1900’lu yıllar açısından evlenme, boşanma, mal varlığı, miras gibi özel yaşamlarına ilişkin haklar açısından önemli kazanımlara sahip olmuşlardır. “Tek eşlilik, evlilik yaşı ve evlilik birliğinin resmi nikah ile kurulması kabul edilmiş; hakim kararıyla boşanma, kız ve erkek çocuklara eşit miras payı”kadın haklarının güvencesi olmuştur. Devrim yasamız Medeni Kanun laik hukukun ve hukuk birliğinin simgesidir.

​Siyasette eşit haklar 

Türkiye’de kadınlar 1930 yılında belediyelere; 1933’de muhtarlıklara seçme ve seçilme hakkına sahip olmuşlardır. 1924 Anayasasında sadece erkekleretanınmış olan milletvekili seçme ve seçilme hakkı, Anayasada 5 Aralık 1934’dedeğişiklik yapılarak kadınlara da tanındı. Ve aynı gün milletvekili Seçimi Kanunu’nda da değişiklik yapılarak kararlı bir devlet politikası örneğiyle kadınların bu haklarını kullanması sağlandı.  (Bkz. 11.12.1934 tarihli RGhttps://www.resmigazete.gov.tr/arsiv/2877.pdf).

 

2000’li yılların başında Anayasa’da ve yasalarda kadın erkek eşitliği..

Yıllar içinde toplumsal gelişmeler ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ve kadın kuruluşlarının mücadelesi sonucu anayasada ve yasalarda günün ihtiyaçlarına uygun değişiklikler yapılmıştır. Laik hukukun gereği de budur. 2000’li yılların başında Medeni Kanunda, TCK’da ve İş Kanununda eşitlik yolunda değişiklikler yapılmış, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin neden olduğu kadına yönelik şiddetin önlenmesi, mağdurun korunması amacıyla 6284 sayılı Kanun kabul edilmiştir. Anayasa’nın 10. ve 41. maddelerine eklenen hükümlerle, ailede eşler arası eşitlik ilkesi ve devletin kadın erkek eşitliğini yaşama geçirme yükümlülüğü anayasal güvenceye bağlanmıştır.

Kadının İnsan Haklarında Geri Adımlar

Yasalarda eşit haklar tanınmış olmasına rağmen, özellikle son yirmi yıldırkadını birey olarak görmeyen zihniyet bu hakların çoğu kez kağıt üstünde kalmasına neden olmaktadır. Günümüzde yapay zeka uygulamalarında toplumsal zihniyet eşitsizliğinin yeniden üretme riski göz ardı edilmemelidir. Uzun yıllar yasalardan kadınlara karşı ayrımcılığın kaldırılması için yaptığımız mücadeleyi, bu defa  yapay zeka uygulamalarına karşı yapmak zorunda kalabiliriz. Bu nedenle, kadınların siyasette ve teknoloji alanında eşit ve etkin temsiline ihtiyaç vardır.

Laik ve bilimsel eğitimden uzaklaşılması, erken yaşta ve zorla evlendirmeler, TBMM’de temsilde eşitsizlik ve kadınlara yönelik şiddetin her türükadınların güçlenmesini engellemektedir.  Medeni Kanunun iptal edilen 187. maddesinde eşler arası eşitliğe uygun yeni bir düzenleme yapılmamıştır. Kadının kimlik sorunu çözüm beklerken, Anayasa Mahkemesi kararı 2023 yılından beri uygulanmamıştır.

2025 yılında ilan edilen “Aile Yılı” kapsamında yapılan ve yapılması planlandığı açıklanan uygulamalar ve kanun değişikliklerine bakıldığında, kadınların kazanılmış haklarının göz ardı edildiği görülmektedir.

Cumhuriyetimizin 103. yılında ülkede en çok neye ihtiyacımız olduğunu sorarsanız yanıtım:  Hukuka hasretiz, huzura hasretiz. Aydınlık günlerin yakın olması umuduyla Cumhuriyetimizi kuruluş ilkeleri ışığında yaşatmak için mücadeleye devam…

 

Yurtta Barış, Dünyada Barış
CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN

Previous article11 Ekim- Dünya Kız Çocukları Günü
Next article29 EKİM BASIN AÇIKLAMASI