Av. Nazan Moroğlu, LL.M

İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ

Kökleri tarih boyunca ataerkil kültürle yeniden üretilen aile içi egemenlik ilişkisinden kaynaklanan kadınlara yönelik ve ev içi şiddetin bir sorun olarak algılanması ve çözüm üretilmeye çalışılması oldukça yakın tarihlerde gündeme gelmiştir.

Kadına yönelik şiddetin önlenmesi için uluslararası alanda ilk defa bağlayıcı ve yaptırım gücü olan  “Kadına Yönelik Şiddetin ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi”- İSTANBUL SÖZLEŞMESİ 2011 yılında İstanbul’da imzaya açılmıştır.

Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Kaldırılması Sözleşmesinin Birleşmiş Milletlerce hazırlandığı yıllarda kadına yönelik aile içi şiddet “özel alan” olarak görülmüş ve 1979 yılında kabul edilen bu sözleşmede yer verilmemiştir.

İstanbul Sözleşmesi düzenlemesi yapılmasına gelen süreçte, kadına yönelik aile içi şiddetin bir sorun olarak görülmesi BM İnsan Hakları Komitesinin  “Kadına Yönelik Şiddet Bir İnsan Hakları İhlalidir” açıklamasıyla dünya gündemine taşınmış, önleyici ve koruyucu önlemler alınması arayışları başlamıştır.

Uluslararası hukukta şiddetin türlerine de ayrıntılı bir şekilde yer verilen kadınlara yönelik şiddetin önlenmesine ilişkin düzenlemeler yapılmıştır:

  • 1992 BM Kadının Statüsü Komitesinin 19 No.lı Kadınlara Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Tavsiye Kararı
  • 1993 BM “Kadınlara Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Bildirge”
  • 2011 İstanbul Sözleşmesi -Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi
  • 2017 BM Kadının Statüsü Komitesinin 35 No.lı Kadınlara Karşı Şiddetin Önlenmesine DairGenel Tavsiye Karar.

Uluslararası hukukta kadınlara karşı şiddetin cinsiyete dayalı ayrımcılıktan kaynaklandığının vurgulandığı ve kadınlara karşı şiddet ve aile içi şiddetin önlenmesi konusunda yaptırım gücü olan ilk sözleşme İstanbul Sözleşmesidir. Sözleşme 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye, Sözleşmeyi ilk imzalayan ve onaylayan ülke olmuştur.

İstanbul Sözleşmesinin amacı;

  • kadına yönelik şiddet ve ev içi şiddeti önlemek,
  • tüm şiddet mağdurlarını korumak,
  • şiddet uygulayanı kovuşturmak,
  • kadınlarla erkekler arasında yasalarda ve yaşamda eşitliği sağlayarak kadınları güçlendirmek,
  • mağdurların korunması ve bunlara yardım edilmesi için kapsamlı politika ve önlemler geliştirmek; bu konuda ulusal ve uluslararası işbirliğini yaygınlaştırmak,
  • Sözleşmenin etkili bir biçimde uygulanmasını sağlamak üzere Avrupa Konseyinde bir izleme mekanizması kurmaktır.

Taraf devletler, Sözleşme hükümlerini, özellikle mağdurun haklarını korumaya yönelik tedbirlerin cinsiyet, toplumsal cinsiyet, ırk, renk, dil, din, ulusal veya sosyal köken, mülkiyet, soy, cinsel yönelim, cinsel kimlik, yaş, sağlık durumu, medeni hal, göçmen veya mülteci olma durumu gibi herhangi bir temelde ayrım gözetmeksizin uygulanmasını güvence altına almakla yükümlüdürler.

Sözleşme gereğince, Taraf Devletlerin tüm ilgili organlar, kurumlar ve örgütlerle işbirliği içinde olması, bir koordinasyon biriminin kurulması, şiddetle mücadele ve şiddetin her türünün önlenmesi için uygulanacak politika, önlem ve programların yerine getirilmesinde sivil toplumun da dahil edilmesi, yeterli düzeyde mali kaynaklar ve insan kaynakları tahsis edilmesi öngörülmüştür.

Sözleşmede, şiddetin önlenmesi konusunda bir yol haritası çizilmiş; taraf devletlerin uygulamakla yükümlü olduğu konular ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Örneğin farkındalığı arttırma; uzmanların eğitimi; önleyici müdahale ve tedavi programları; özel sektör ve medyanın katılımı; psikolojik ve hukuksal destek hizmetleri; erken ve zorla evliliklerinin suç sayılması ve iptali; eşgüdümlü, toplumsal cinsiyete duyarlı politikalar geliştirmesi; koordinasyon biriminin kurulması; şiddet eylemleri hakkında istatistiki ve düzenli verinin toplanması; sığınakların kurulması; çocuk tanıklar için koruma; bedensel zarar görenlere tazminat; Adli yardım hizmetleri konularına yer verilmiştir. Ayrıca  taraf devletler toplumsal cinsiyet eşitliği konusuna eğitimin her düzeyinde müfredatta yer vermekle yükümlü kılınmışlardır.

 İzleme Mekanizması – GREVIO

İstanbul Sözleşmesinin 66. maddesine göre, Sözleşmenin Taraf Devletlerce etkili bir şekilde uygulanmasını sağlamak üzere, Avrupa Konseyi bünyesinde “Kadına Yönelik ve Aile İçi Şiddete Karşı Mücadelede Uzmanlar Grubu” (GREVIO) adlı bir izleme mekanizması kurulmuştur.

GREVIO’nun görevi, taraf devletler hakkında düzenli denetim raporları hazırlamak, raporlarda üye devletlere kadına yönelik ve ev içi şiddetle mücadelede önerilerde bulunmak, bu önerilerin yerine getirilip getirilmediğini takip etmektir.

Taraf devletler, GREVIO’ya ayrıştırılmış güncel istatistiksel veriler ışığında, şiddet olaylarına, başvurulara ve alınan önlemlere ilişkin bilgiler ile bütüncül politikaların uygulanmasındaki gelişmelere yer verecekleri bir Rapor düzenlenmekle yükümlü kılınmışlardır.

Türkiye ilk resmi Raporunu 2017 yılı Temmuz ayında vermiştir. Türkiye’den aynı zamanda kadın kuruluşları tarafından Gölge Raporlar da gönderilmiştir.

GREVIO yaptığı incelemelerden sonra Türkiye’ye ilişkin ilk Değerlendirme Raporunu 15 Ekim 2018 tarihinde açıklamıştır.

GREVIO Raporunda, İstanbul Sözleşmesinin kabulünün ardından kadınlara yönelik ve ev içi şiddetle mücadele kapsamında atılan olumlu bir adım olan 6284 sayılı Kanunun kabul edilmiş olmasına değinildikten sonra, uygulamada kadınlara yönelik şiddetle mücadelede eksikliklere ve engellere dikkat çekilmiştir. GREVIO Raporunda özetle

  • 6284 sayılı yasanın uygulanmasına ilişkin ayrıştırılmış verilerin derlenmemiş olması;
  • Türkiye’nin genel politikalarında kadın erkek eşitliğinin esas alınmaması ve bunun kadınlara karşı şiddet üzerindeki potansiyel etkilerinin kapsamlı bir değerlendirmeye tabi tutulmaması;
  • Türkiye’de kadının anne ve bakım sağlayıcı geleneksel rollerinin ön planda tutulması; bu eğilimin kalıplaşmış ayrımcı önyargılarla mücadelede engel oluşturması;
  • Şiddet faillerine yönelik soruşturmalar, kovuşturmalar ve cezalandırmalara ilişkin adli verilerin mevcut olmaması, bunun yasaların kolluk kuvvetleri, savcılıklar ve mahkemelerce uygulanmasını etkili bir biçimde izlenmesi önünde ciddi bir engel oluşturması;
  • Devletin kadın mağdurları koruyamaması nedeniyle, kadınların çoğu kez ikincil mağduriyet yaşamasına ve kadın cinayetlerine yol açılması;
  • Sözleşmesinin savunuculuğunu yapan kadın kuruluşlarının giderek kısıtlayıcı koşullarla karşı karşıya kalmaları;
  • Mahkemelerin uygulamalarıyla kadına karşı şiddet eylemlerine cezai yaptırımların caydırıcılığının gerektiği gibi sağlanamaması;
  • Koruma kararlarının kısa süreli verilme eğiliminin olması.
  • Koruyucu veya önleyici tedbirlerin somut olayın gereksinimi dikkate alınmadan verilmesi,
  • Şiddetle mücadelede kurumlar arası koordinasyonun tam anlamıyla kurulmamış olması. GREVIO bu gibi durumların, mağdurun korunmasının ve şiddetin önlenmesinin önünde engel oluşturmaya devam ettiğini vurgulamıştır.

Ayrıca, İstanbul Barosunun Mart-2021 dergisinde yayınlanan Kadın Hakları Merkezi Raporunda da İstanbul Sözleşmesinin amaca uygun uygulanmayan maddelerine dikkat çekilmiştir. Sözleşmenin uygulanmayan maddelerden biri 42. maddesidir. 42. maddeyle aslında yasaklanmış olmasına rağmen, kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri konusundaki ceza davalarında kültür, örf ve adet, gelenek veya sözde “namus” gibi gerekçelerle “haksız tahrik” (TCK 29.md) ve “iyi hal” (TCK 62 md) indirimleri uygulanmaktadır.

Sözleşmenin 48. maddesine göre de taraf devletler, zorunlu arabuluculuk, uzlaştırma gibi alternatif çatışma çözüm yollarının kullanılmasını yasaklamakla yükümlü kılınmışlardır. Ancak, 2016 yılında çıkarılan bir KHK ile basit yaralama, hakaret ve tehdit suçları kadına yönelik şiddet hariç tutulmaksızın UZLAŞTIRMA kapsamına alınmıştır. Oysa, kadınlar en çok bu suç tiplerine maruz kalmaktadır ve uygulamada uzlaştırmacı, tarafların uzlaşmaları konusunda ısrarcı olup şiddet mağduru kadının, ikincil mağduriyetine yol açılmaktadır.

Sonuç olarak; İstanbul Sözleşmesinde açıkça belirtildiği gibi, toplumsal cinsiyet eşitliği zihniyetinin yerleştirilmesine ve kadınlara yönelik şiddet ve ev içi şiddetle mücadele edilmesinde kadın kuruluşlarının deneyimini dikkate alan kararlı bir devlet politikası oluşturulmasına gereksinim vardır.

Bu bakımdan, Türkiye’de kadının insan hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda politika üretecek, sorunlara çözüm getirecek ve çalışmalarda bütüncül bir koordinasyon sağlayacak bir “Eşitlik ve Kadın Bakanlığı” kurulmasına ihtiyaç vardır.