“Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar İle Boşanma Olaylarının Araştırılması ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Meclis Araştırması Komisyonu Raporu”

 Neleri Kaybetmek Üzereyiz?

Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar İle Boşanma Olaylarının Araştırılması ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Meclis Araştırması Komisyonu”

Taslak Raporu hakkında İKKB Açıklamaları27

Kadının kimliği, kişiliği ve haklarının yok sayıldığı bir dönemden geçiyoruz. Son yıllarda, kadını sadece anne rolü ile sınırlayan, kadını BİREY olarak görmeyen bu anlayış devletin her kademesinde sürekli dile getiriliyor. Kadın üzerinden dine dayalı bir toplumsal yaşam dayatılıyor. “Müslüman kadın doğum kontrolu yapmaz” gibi toplumu inanç temelli ayrıştırcı sözler birbiri peşine sıralanıyor.

Ancak, Biz, kazanılmış haklarımızın bilincinde olan kadınlar, eşitlik mücadelemizi sürdürmekte, haklarımızı korumakta kararlıyız.

Çünkü, kadın erkek eşitliğinin, bir demokrasi meselesi; laiklik ilkesinin kadın haklarının güvencesi olduğunu biliyoruz.

Bu geriye gidişe izin vermeyeceğiz !!!

Kamuoyuna “Boşanma Komisyonu” diye yansıyan, adı “Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar İle Boşanma Olaylarının Araştırılması ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Meclis Araştırması Komisyonu” olan komisyonun taslak raporunda, kadınların kazanılmış yasal haklarından geri adımlar içeren değişiklik önerileri var…

14 Ocak 2016 tarihinde TBMM’de kurulan Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar İle Boşanma Olaylarının Araştırılması ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Meclis Araştırması Komisyonu”  479 sayfalık taslak Raporu 6  Mayıs tarihinde açıklandı. Bu Rapor taslağında yer verilen önerilerin büyük çoğunluğuyla, adeta kadınların kazanılmış yasal haklarının nasıl geri alınacağının yol haritası çizilmiştir.

Raporda Toplumsal Cinsiyet Eşitliği politikaları yerine, genel olarak “aile temelli bakış açısıyla yapılmasına ihtiyaç duyulduğu” vurgulanan kamu reformuna ilişkin önerilere yer verilmiştir. Ailenin güçlendirilmesinden söz edilmekte, ama kadının güçlendirilmesi göz ardı edilmektedir.

Taslak raporda, kadının kazanılmış yasal hakları, adeta aile bütünlüğünü olumsuz etkileyen nedenler olarak kabul edilmiş ki, kanunlarda bu hakların kaldırılmasına yönelik değişiklikler yapılması önerilmiş!

Araştırma Komisyonu Taslak Rapordaki önerilerden birkaç örnek;

  • Eşi ölen kadının edinilmiş mallardan eşit pay hakkının kaldırılması, sadece miras hakkıyla yetinmesi, isteniyor;

(Not: Malvarlığının genelde erkekler üzerine kayıtlı olduğu gözönünde tutulduğunda, bu öneri, evliliğin eşinin ölümüyle sona ermesi halinde, sağ kalan kadın eşi ekonomik açıdan mağdur edecek niteliktedir.)

Çocukların üstün yararının korunması” gerekçesiyle eşin kazanılmış yasal hakkı kaldırılmak isteniyor.

Mevcut durum: 2002 yılında yürürlüğe giren Medeni Kanunla, (boşanma veya ölümle) evlilik sona erdiğinde eşlerin öncelikle edinilmiş malları eşit paylaşacağı kabul edilmiştir.

Önerilen: evliliğin eşlerden birinin ölümü ile edinilmiş maldan eşit pay alma hakkı kaldırılsın, sağ kalan eş sadece miras payı alsın, yani evliliğin ölümle sona ermesinde mal rejiminin tasfiyesi davası açılamayacağı yönünde mevzuatta düzenleme yapılsın.

Çocukların, istismarcıyla/tecavüzcüyle evlendirilmesinin, evlilik yaşının 15’in altına indirilmesinin yolu açılmak, isteniyor;

 Mevcut durum: 2005 yılında yürürlüğe giren TCK’da, (eski Ceza Kanununda yer alan) çocuğu ”tecavüzcüyle evlendirme” halinde suçun düşeceğine ilişkin bir düzenleme yok.

Önerilen: Çocuğun, istismar veya tecavüz edenle evlendirilmesi ve  5 yıl süreyle denetlenmesi, “sorunsuz” ve “başarılı” bir evlilik sürmüş olması halinde fail açısından suçun ortadan kalkması.. Böylece, (başta resmi nikahla olmasa bile) evlilik yaşının da fiilen 15 altına indirilmesi..

Raporda, çocukların cinsel istismarının “rızaya” dayalı olması halinde bile, suç olarak kalması gerektiği söylenmekle birlikte, tam aksi yolda bir öneri getirilmiştir.

Ayrıca, resmi nikah olmadan (imam nikahı) dini nikah yapılmasını suç sayan TCK 230 md.si 5-6.fıkralarının Anayasa Mahkemesince (27 Mayıs 2015 tarihli kararıyla) iptal edilmiş olması da, rapordaki olumsuz öneriye temel oluşturmaktadır.

 Yoksulluk nafakası süreli hale getirilmek, isteniyor;

Erkeğin hayatının ipotek altına almaktan kurtarılması” gerekçesiyle… yoksulluk nafakasının süreli hale getirilmesi…

Mevcut durum: Türk Medeni Kanunu’nun “Yoksulluk nafakasına” ilişkin maddesinde;  boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebileceği belirtilmiştir. Ancak,  nafaka alanın sosyal ve ekonomik durumunda değişiklik olması halinde kanunen nafakanın zaten azaltılabilmesi veya kaldırılabilmesi mümkündür.

Önerilen: Yoksulluk nafakasının süreye bağlı hale getirilmesi..

Aile hukukuna ilişkin tüm duruşmalar gizli yapılsın, isteniyor;

Aile mahremiyetinin ve kişilik haklarının korunması” gerekçesiyle..

Mevcut durum: gizlilik kararı zaten taraflardan birinin talebi üzerine yahut re’sen mahkemece veriliyor.

Önerilen: aile hukukuna ilişkin Tüm davaların duruşmalarının gizli olması..

Gizlilik yönünde mevzuatta düzenleme yapılması halinde kamuya mal olmuş birçok dava açısından sakıncalı sonuçları olacaktır.

Eşler ortak soyadı seçsin, isteniyor;

“Aile bütünlüğünün olumsuz etkilenmemesi, Aile bütünlüğünün güçlendirilmesi” gerekçesiyle…

Mevcut durum: Kadın, evlenmekle kocasının soyadını alır; evlendirme memuruna veya daha sonra nüfus idaresine yapacağı yazılı başvuruyla kocasının soyadı önünde önceki soyadını da kullanabilir.

Ancak, özellikle CEDAW’a ve Anayasaya dayanarak bireysel dava açanlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarıyla sadece kendi soyadını kullanma hakkına sahip olmaktadırlar.

Önerilen: Eşlerin ortak bir soyadı seçebilmeleri yönünde Türk Medeni Kanunu’nda düzenleme yapılması. (Bu öneri kadını Birey olarak görmeyen zihniyetin, raporda belirtildiği gibi aile temelli bakış açısının bir yansıması..”

 Çekişmeli boşanmalarda Arabuluculuk getirilmek isteniyor;

“Çekişmeli boşanmanın olumsuz etkilerinin azaltmak”, gerekçesiyle…

Mevcut durum: 6284 sayılı Kanunda ve İstanbul Sözleşmesinde şiddet içeren durumlarda Arabulucuk  yasaklanmıştır. Her çekişmeli boşanmada  (ekonomik, ruhsal, fiziksel, cinsel, sosyal) şiddetin en az bir türü yaşanmaktadır.

Boşanmada “şiddet içermeyen hallerde” Arabuluculuk getirilmesini önermek, hayatın olağan akışına aykırı olup, kadın üzerinde baskı oluşturacak niteliktedir.

Önerilen: Çekişmeli boşanmalarda Arabuluculuk kurumunun kurulması..

Şiddet mağduru hakkında Koruma Kararı verilmesi için “belge-delil” zorunlu olsun ya da koruma süresi kısaltılsın, isteniyor..

Mevcut durum: 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun kapsamında şiddet mağduru hakkında 6 ay süreli Koruma Kararı verilmesi için “belge – delil” aranmaz,

Önerilen:  “BELGE, DELİL” zorunluluğu getirilsin, belge ve delil yoksa koruma kararı 6 ay yerine 15 gün olarak verilsin.

Ayrıca, taslak raporda 6284 sayılı Kanunun amacına aykırı olabilecek çok sayıda hususa değinilmiş olması, değişiklik önerileri getirilmesi İstanbul Sözleşmesinden doğan taahhütlerin yok sayılması anlamına gelmektedir.

Aile Danışmanlık hizmetleri dini temele oturtulmak isteniyor.

“Diyanet İşleri Başkanlığı Tarafından Verilen Rehberlik Hizmetlerine Yönelik Öneriler” bölümünden anlaşıldığı üzere, dini kuralların ve geleneklerin öncelendiği bir aile destek hizmetinin verilmesi esas alınmaktadır. Ayrıca, pek çok örneğine rastlandığı gibi, Diyanet İşleri Başkanlığı fetva sitesi veya Diyanet İşleri Başkanlığı emrinde çalışan kimi görevlilerinin kadınlara yönelik ayrımcılık içeren ve kadına şiddeti meşrulaştıran kaygı verici söylemleri vardır.

Oysa, Aile Danışmanlığı ve Destek Hizmetleri, CEDAW ve İstanbul Sözleşmeleri ilkeleri doğrultusunda verilmelidir. Danışmanlık ve destek hizmetlerinin dine referansla verilmesi açısından ilgili Yönetmelikte değişiklik yapılması, İlahiyetçıların bu konuda görevlendirilmesi önerilmektedir.

Sonuç olarak, 497 sayfalık Rapor Taslağında zamanaşımı süreleri, velayette kişisel ilişki açısından olumlu sayılabilecek bazı öneriler bulunmakla beraber,  mevzuatta yapılması istenen değişiklik önerileri, yoğunlukla son yıllarda ülkeyi yönetenlerin zihniyetine parallel olarak ailenin güçlendirilmesi bahanesiyle kadınların kazanılmış haklarının geri alınmasına yöneliktir.  Oysa, kadının güçsüz bırakıldığı aile güçlü olabilir mi?

TBMM’de Aile Bütünlüğünün Güçlendirilmesi adına kurulan, Boşanma Komisyonu diye anılan Meclis araştırma komisyonu taslak raporunda, kadının kazanılmış yasal hakları, aile bütünlüğünü olumsuz etkileyen nedenler olarak kabul edilmiş ki, kanunlarda bu yolda değişiklik yapılması önerilmiş!

Bu raporun meclis gündemine getirilmesi, sadece zaman kaybına yol açacaktır. Türkiye’nin onayladığı uluslararası sözleşmelerden doğan taahhütleri ve Anayasanın kadın erkek eşitliği ilkesi karşısında, kazanılmış yasal hakların geri alınması girişimleri hukuken sonuçsuz kalacaktır.

İSTANBUL KADIN KURULUŞLARI BİRLİĞİ

BASIN AÇIKLAMASI

Kadının güçsüz bırakıldığı aile güçlü olabilir mi?

“TBMM Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar İle Boşanma Olaylarının Araştırılması Ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Meclis Araştırması Komisyonu Raporu”nda, KADINLARIN KAZANILMIŞ YASAL HAKLARININ ADETA GERİ ALINMASI planlanmaktadır.

Oysa, Türkiye’nin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler Kadının Statüsü Komisyonu 2016 toplantısı sonuç bildirisinde;  “Ailenin güçlü olması toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasıyla mümkün olur, eşitliğin sağlandığı aile kurumunda bireyler güçlü kişiliklere sahip olur” denilmektedir.

 Raporda yer verilen geri adım örnekleri arasında;

  • “Evliliğin eşlerden birinin ölümü ile sona ermesi halinde evlilik içerisinde edinilen malların tasfiyesinde çocukların üstün yararı göz önüne alınarak sağ kalan eşin sadece miras payını alması; yani evliliğin ölümle sona ermesinde mal rejiminin tasfiyesi davası açılamayacağı yönünde mevzuatta düzenleme yapılması…”
  • Çocuk evliliğinin teşviki
  • Şiddete maruz kalan kadınların karakollara başvurmasında saat sınırlaması
  • Şiddet mağduru için verilen koruma kararları için delil veya belge aranması,
  • Aileye yönelik psikolojik rehberlik ve danışmanlık hizmetlerinin Diyanet aracılığıyla verilmesi, dine referanslı hale getirilmek istenmesi

Uzun yıllar verdiğimiz mücadeleler sonunda, kadınlar yasalarda eşit haklara sahip olabildiler.

İKKB olarak, ailenin güçlendirilmesi bahanesiyle bu hakların geri alınmasına  izin vermeyeceğiz.

Nazan Moroğlu, İKKB Koordinatörü

 

Önceki İçerikPazartesi Toplantısı
Sonraki İçerikBirleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri