Cumhuriyetimizin 100 Yıllık Anayasal Düzeninde

Çağdaşlaşma Adımları – Çağdaşlaşma Masalları

Cumhuriyetimizin 100 yıllık Anayasal düzeninde ulusal egemenliğin esas alındığına, laik demokratik hukuk devletini yapılandırma ve güçlendirme yolunda çağdaşlaşma adımları atıldığına tanık olmuştuk.

Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde 1919’da Samsun’dan başlatılan bağımsızlık mücadelesinde ‘vatanın bütünlüğünün, milletin bağımsızlığının tehlikede olduğuna; İstanbul’daki Hükümetin sorumluluğunu yerine getiremediğine’ dikkat çekilmiş; Kongreler sürecinde kurtuluşun milletin azim ve kararıyla olacağı vurgulanmış ve milli iradeyi temsil etmek üzere bir Meclis-i Mebusan’ın toplanması kararı alınmıştır. 23 Nisan 1920’de Ankara’da açılan Büyük Millet Meclisinin ilk faaliyeti vatanın düşman işgalinden kurtuluş mücadelesini yönetecek bir hükümet kurmak olmuştur. Bilindiği gibi, Meclis hükümeti rejiminin teorik kaynağı J.J. Rousseau’nun Toplum Sözleşmesi’nde dile getirdiği, ‘millet iradesinin ve egemenliğin bölünmezliği ilkesine’ dayanmaktadır. Milleti temsil eden Ankara Hükümetinin kurulmasının ardından 1921 Anayasası Fransız Anayasası örnek alarak hazırlanmıştır.

Anayasalarımızda ‘Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir’ ilkesi

Cumhuriyetimizin 100 yıllık Anayasal düzeninde, 1921 Anayasasından 1982 Anayasasına kadar “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” kuralına temel ilke olarak yer verilmiştir.

1921 Anayasası

Milli mücadele yıllarında olağanüstü koşullarda hazırlanan 1921 Anayasası Türk anayasacılığında önemli bir yere sahiptir. Birinci Meclisin açılışından dokuz ay sonra 20 Ocak 1921’de Anayasa kabul edilmiştir. Anayasanın Hâkimiyet bilâ kaydü şart milletindir” hükmüyle egemenliğin kayıtsız, şartsız millete ait olduğu vurgulanmıştır. Kurtuluş Savaşının zaferle sonuçlanmasının ardından Cumhuriyetin kuruluşu 29 Ekim 1923’te ilan edilmiştir. Aynı gün 1921 Anayasasında değişiklik yapılarak 1. maddeye “Türkiye Devletinin şekli Hükümeti, Cumhuriyettir” cümlesi eklenmiştir.

1924 Anayasası

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun ardından yeni devlet düzeninin ihtiyaçlarını karşılayacak 1924 Anayasasını hazırlamak üzere Büyük Millet Meclisi’nde “Kanunu Esasî Encümeni” adlı bir komisyon kurulmuştur. Komisyon, Fransa II. Cumhuriyeti Anayasası’ndan da yararlanarak hazırladığı tasarı mecliste görüşülerek 20 Nisan 1924 tarihinde kabul edilmiştir. 1924 Anayasası 3. maddesinde yer verilen Hâkimiyet bilâ kaydü şart milletindir hükmüyle egemenliğin kayıtsız, şartsız millete ait olduğu ve egemenliğin tek temsilcisinin TBMM olduğu vurgulanmıştır.

1924 Anayasasında yapılan değişikliklerle çağdaşlaşma adımları birbirini takip etmiştir: *10 Nisan 1928 tarihinde “Devletin dini İslam’dır” ibaresi çıkarılmış ve laik hukuk devleti yolunda ilk adım atılmıştır; *5 Aralık 1934 tarihinde Anayasa ile sadece erkeklere tanınmış olan milletvekili seçme ve seçilme hakkı, kadınlara da tanınmıştır; *5 Şubat 1937 tarihinde de demokrasinin ön koşulu olan laiklik ilkesine yer verilmiştir.

1961 Anayasası

27 Mayıs 1960 darbesinin ardından bir Kurucu Meclisi tarafından hazırlanan Anayasa Tasarısı halkoyuna sunulmuş ve 9 Temmuz 1961’de yüzde 61.5 oyla kabul edilerek “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası” adıyla yürürlüğe girmiştir.

1961 Anayasasında Devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu hükmünün “değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez” olduğu kabul edilmiş ve 4.maddede “Egemenlik kayıtsız şartsız Türk milletinindir. Millet, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organlar eliyle kullanır” hükmüyle egemenliğin kullanılma şeklinin sınırları çizilmiştir. 1961 Anayasasıyla Anayasa Mahkemesinin kurulmuş, kanunların ve TBMM İçtüzüklerinin Anayasaya uygunluğunun denetlenmesini sağlamıştır.

1982 Anayasası

12 Eylül 1980 darbesinden sonra yapılan, anarşik olayları önlemek bakış açısıyla hazırlanan 1982 Anayasası, Kurucu Meclis tarafından 18/10/1982’de halkoylamasına sunulmuş ve yüzde 91.37 kabul oyu ile yürürlüğe girmiştir.

1982 Anayasasında değiştirilemez maddelerin sayısı arttırılmış, Devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu hükmünün yanında Cumhuriyetin niteliklerinin düzenlendiği 2. ve 3. maddelerin de “değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez” olduğu kabul edilmiştir. 1982 Anayasasında “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir” kuralına yer verilmiş ve “Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz” denilerek milletin egemenliğinin kullanılması sıkı şekli koşullara bağlanmıştır.

1982 Anayasasında, 1987 yılından günümüze dek 19 kez değişiklik yapılmış, 177 maddelik Anayasanın bazı maddeleri iki veya üç kez değiştirilmiştir. Böylece darbe ruhu büyük ölçüde kaldırılmıştır.  Özellikle 2000’li yılların başında kadın erkek eşitliğinin sağlanması başta olmak üzere demokratikleşme yolunda çağdaşlaşma adımları atılmıştır.

Çağdaşlaşma Masalları

Türkiye’de son on altı yıldır her seçim sonrasında olduğu gibi Mayıs 2023 genel seçimleri sonrasında da, 1 Ekim 2023 tarihinde Meclis açılışında TBMM başkanının ve Cumhurbaşkanı’nın “YENİ ANAYASA” yapılması konusunda ısrarlı talepleri TBMM gündemine taşınmıştır.

Yeni anayasa çağrısı yapan Cumhurbaşkanı’nın AKP’nin tek başına iktidar olduğu Temmuz 2007 genel seçimleri sonrasında ülke gündemine getirdiği Yeni Anayasa Taslağını unutmadık.

Bu Anayasa Taslağında yer alan birkaç maddeyi kısaca kamuoyuna hatırlatmak isterim.

  • 2007 Anayasa Taslağı Neler Getiriyordu ya da Neler Götürüyordu?
  • Yürürlükteki Anayasanın “Kanun Önünde Eşitlik” başlıklı 10. maddesine 2004 yılında eklenen “Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür” cümlesi çıkarılmış, yerine kadını birey olarak görmeyen zihniyetle “Kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve engelliler gibi özel surette korunmayı gerektiren kesim.…” denilerek kadın erkek eşitliği kuralından geri adım atılmış ve “kadınların korunması gereken kesim” olduğu kuralına yer verilmiştir.
  • Yürürlükteki Anayasanın 41. maddesinde yer alan “Aile planlaması” kuralı da Anayasa Taslağında yoktu.
  • Yürürlükteki Anayasanın “Sanatın ve sanatçının korunması” başlıklı hükmü de Taslakta yer verilmemişti.

2007 Taslağındaki çok sayıda maddenin Cumhuriyetimizin temel niteliklerini göz ardı eden düzenlemeler olduğu görüldü ve kamuoyunun özellikle kadın kuruluşlarının yoğun tepkileri üzerine Anayasa Taslağı geri çekildi.

  • 12 Eylül 2010 Referandumuna sunulan Anayasa değişikliği

Sadece iktidar partisi temsilcileri tarafından hazırlamış olan 26 maddelik Anayasa değişiklik paketi 12 Eylül 2010 tarihinde referandumda kabul edilmiş ve Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu ile Anayasa Mahkemesinin yeniden yapılandırılmasına ve yargının günümüzde Fetö olarak anılan terör örgütüne teslim edilmesine yol açmıştır.  

  • 16 Nisan 2017 Referandumuna sunulan Anayasa değişikliği

2017 Anayasa değişikliğiyle yürürlükteki parlamenter sistem kaldırılmış, yerine partili Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen yürütme, yasama ve yargının adeta tek kişinin iradesine bağlandığı bir yönetim şekli getirilmiştir. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ilkesi ise fiilen kaldırılmıştır.

TBMM’de milletvekili sayısı 600’e çıkarılmış, ancak meclisin yasama ve denetim görevi, yetkisi sınırlandırılmış, güvenoyu, gensoru, sözlü soru usulü kaldırılmıştır. Partili Cumhurbaşkanına devletin tüm kademelerine çok geniş atama yetkisi verilmiştir. Cumhurbaşkanı’nın tek imzası ile Mecliste kanunla kabul edilmiş olan İstanbul Sözleşmesi’ni feshetmesi ve Danıştay’ın da bu kanuna uygudur, demesi tek adam yönetiminin geldiği noktayı gösteren somut örneğidir.

  • 9 Aralık 2022 Anayasa ve 41. md.lerde değişiklik teklifi:

Kadınların yaşamlarını doğrudan ilgilendiren bir konuda değişikliğe gidilirken Baroların, kadın kuruluşlarının görüşü alınmamıştır. Aslında laiklik ilkesinin korunması amacıyla Anayasada yer verilen 24. maddeye  “dini inanca” yönelik referansla iki fıkra eklenmesi laiklik ilkesinin fiilen kaldırılması anlamındadır. Ve laik bir devletin Anayasasında dini inanca referansla düzenleme yapılamaz.

  • Mayıs 2023 seçimleri sonrası iktidarın talebi YENİ ANAYASA

2023 Genel seçimlerinden sonra aynı iktidar, şimdi de tüm Anayasa’yı değiştirmekten bahsediyor. 12 Eylül günü düzenlenen bir Anayasa Sempozyumunda, “sivil, demokratik, özgürlükçü, kapsayıcı, kuşatıcı yeni bir anayasa” için çağrı yapan iktidar; bugüne dek 1982 Anayasa’sında 12’si kendi döneminde olmak üzere toplam 19 kez değişiklik yapıldığının unutulduğunu sanıyor, ama unutmadık.  2010 ve 2017’de referandumla iktidarın yaptığı iki büyük değişiklikle tek adam rejimine geçilerek yürütme güçlendirildi, yargı bağımsızlığı ortadan kaldırıldı.   

Sözün özü, Cumhuriyetimizin 100. yaşını kutlayacağımız 2023 yılında Çağdaşlaşma Adımları atmak yerine  “sivil, demokratik, özgürlükçü, kuşatıcı ve kapsayıcı bir anayasa yapılacak” diyerek Çağdaşlaşma Masalları anlatılıyor.

 

   “..Meclislerin öyle kararları olabilir ki, bu kararlar ulusun yaşamına giderilmesi mümkün olmayan zararlar verebilir.”

Mustafa Kemal Atatürk

Önceki İçerikDevrim Yasamız Medeni Kanun’un Kabulünün 97. Yılı Basın Açıklaması
Sonraki İçerik11 Ekim DÜNYA KIZ ÇOCUKLAR GÜNÜ